13 Nisan 2014 Pazar

Haftasonu İzlediğim 3 Film


Bir Nichola Sparks romanından uyarlama film geliyor ilk sırada.Daha önce The Notebook,Dear John ve The Last Song adlı kitaplarını hem okumuştum ardından da filmlerinii izlemiştim.Bu kez okuyup izleme geleneğimi bozdum.Çünkü kitabı bulamadım.Açıkçası Sparks'ı romanlarında başarılı bulmuyorum.Okumaktan çok izlemesi daha güzel geliyor bana nedense.İşte Şişedeki Mektup da onlardan biriydi.Filmi tam 1 saat boyunca internette aradıktan sonra buldum ve izledim.Yorumlar hep güzel olduğu yönündeydi.Ben de aynı şekilde düşünüyorum.Filmdeki esas kızımız Theresa bir gün sahilde koşarken bir şişe bulur ve içinde mektup vardır.Bu mektup o kadar dokunaklıdır ki kendisi de bu yazan kişiyi ve yazılan kişiyi çok merak eder.Ve bu merakın sonucunda taaaa Kuzey Carolina eyaletinde soluğu alır.Olaylar bu şekilde gelişir.Başrolde Kevin Costner vardı.Ben onu sinemada izlemeyi çok seviyorum.Ne de olsa çok yakışıklı bir tip değil mi ama :D
Neyse bu film üzerine çok konuştum.Kısacası izlemediyseniz izleyin,eğer izlediyseniz tekrar izleyin yine de çok sevecek aynı tadı alacaksınız.


İzlediğim 2.film ise bir müzikaldi.Arjantin devlet başkanı Juan Peron'un karısı olan Eva Duarte Peron'un hayatını konu alan bir müzikal.Başrolde Madonna vardı.Aslında kendisini pek sevmiyorum ama bu filmde gerçekten başarılıydı.İnternette filmi ararken epey zorlandım.Çünkü eski bir yapım.Ve bulduklarımın hepsinde altyazıda senkronizasyon sorunu vardı.Ben de orijinalini izledim en sonunda.Çünkü yazılar dikkatimi dağıtıyordu.Hem benim için iyi oldu ingilizce izlemiş oldum :)
Eva küçük bir kasabada yaşayan sıradan bir kızken kendisini Buones Aireste bulur.Juan Peron ile evlenerek ona destek olur ve seçimi kazanmasında büyük rol oynar.Kendisi de bu sırada insanlığa yardım etmektedir.Halk onu çok sever ve benimser.Hatta ona Evita şeklinde hitap eder.Ölümüyle de tüm ülkeyi yasa boğar.Ben filmde Madonna "dont cry for me Argentina the throuhgt is  never left you / benim için ağlama arjantin doğru olan şu ki seni asla bırakmıyorum" diye şarkı söylerken çok duygulandım.Eğer siz de bulursanız izlemenizi tavsiye ederim.


Veee bu hafta izlediğim son film...En yakın arkadaşım Reyyoşun tavsiyesi üzerine izlediğim bir film oldu.Hatta izlerken sporumu da yapmış oldum.5km bu filmle nasıl bitti anlamadım bile.Başrolde Anthony Hopkins ve Helen Mirren vardı.2012de yapılmış bir film.Ünlü korku filmi yönetmeni Alfred Hitchcock'un Pshyco/Sapık adlı filmini nasıl çektiğini,onu nasıl kabul ettirdiğini konu alıyordu.Gerçekten çok etkilendim.Reyyoş da tavsiye ederken filmi izlemeden önce bir Alfred Hicthcock'un resimlerine bak bir de Anthony Hopkins'e dedi.Ve tüylerim diken diken oldu.Bu kadar başarılı bir makyaj,başarılı bir duruş ve canlandırma olamazdı...Zaten kendisine hayranken hayranlığım milyon kat daha da arttı.Ve Psycho/Sapık filmini de en kısa zamanda izleyeceğim.Hatta tüm Hitchcock filmlerini sırayla izleyeceğim.Şimdilik benden bu kadar.
Sevgiler :)

10 Nisan 2014 Perşembe

Sabahattin Ali-Kuyucaklı Yusuf / Nagehan Karaman-Dönersen Diye


Okuduğum 3.Sabahattin Ali kitabı oldu Kuyucaklı Yusuf..Birbirimize 7 gündür dostluk yapıyorduk,bugün son buldu.Neredeyse 2 yılıdr kütüphanemde olan bu kitabı keşke bu kadar bekletmeseydim dedim bittiğinde.Yine çok güzeldi..Olayların akışı,örgüsü...Tavsiye edebileceğim bir eser olacak kendisi her zaman.

ARKA KAPAK
"Bu manasız ve yabancı hayatta bir tek şeye hakikaten sarılmış, hakikaten inanır gibi olmuştu. Bu da karısı idi. Muazzez'in varlığı Yusuf için büyük, boşlukları dolduracak mahiyette bir şey değildi, fakat onun yokluğu müthişti. Onun bu kadar sebepsiz yere, bu kadar insafsızca Yusuf'un hayatından koparılması çıldırtacak kadar acı idi. Hayatında asıl aradığı şeyin Muazzez olmadığını biliyordu, fakat Muazzez olmadan bunu aramaya muktedir olamayacağını sanıyordu."

Kuyucaklı Yusuf Türk edebiyatının belki de en romantik kahramanıdır. Hayatın ve insanların zalimliği karşısındaki naif duruşu ile bir yandan trajik bir sona ilerlerken, bir yandan da yaşadığı lirik aşk hiyakesinin kahramanı olarak edebiyat tarihinde yerini almıştır.




Alaçam'da tek bir yerde kitap satıldığından size bahsetmiştim daha önce.Nilda kırtasiye adında bir yer diye.İşte orada vitrinde tesadüfen gördüm bu kitabı.Kapağına ve adına bakarak anladım ki eski sevgiliye,terk eden sevgiliye yazılmış bir kitap bu.Tıpkı Soğuk Kahve ve Sabah Uykum gibi.Hemen içeri dalış yaptım ve kitabı kaptım.Bu aksam da bitmiş oldu.Ve yanılmamışım terk edilen sevgilininin terk edene yazdığı bir kitaptı bu.Gözlerimden uyku aktığı zamanlarda bile birkaç sayfa okumadan uyyamadım.Birçok sayfa içime dokundu,canımı yaktı...1.5 yıl geçmesine rağmen...Böyle zamanlarda aklıma şu söz gelir hep: "acı veriyorsa geçmiş hala geçmemiştir" diye...Bence ççok doğru...Neyse kısacası tavsiye ederim.Ama iyi bir zamanınınızda okuyun ki sizin de canınız yanmasın.
İyi geceler :)

ARKA KAPAK

Sen, evet sen, ilk beni sevmiş olan adam, artık başka bir şehirde başka kadınların gülüşünün sebebi olan... Her birinde benden bir parça görüyorum, tıpkı şimdilerde hayatımda barındırdığım başka bedenlerde rastladığım izlerin gibi. Kendine inkâr edip duruyor olsan da beni unuttuğunu... Sen adam! Sen ilk beni sevdin. Şimdi sevdiklerin sadece benim benzerlerim. Yatağın bir tarafı boşken sevgiliyi rüyada görmenin bir tabiri yok, olsa olsa kalbin açıkta kalmıştır senin…

7 Nisan 2014 Pazartesi

Chocolat/Çikolata (Film)


Selam dostlar :))
Az önce çok tatlı bir film izledim ve söz verdiğim gibi zaman geçirmeden hemen gelip yazıyorum :)
Hani afişinde de yazıyorya "Sinfully Delicious" yani lezzetli günahkar diye. Tam da uygun bir söz olmuş bu Çikolata filmine :)
Eski zamanlarda geçiyor filmimiz.Anne kız bir kasabaya geliyorlar.İnançları güçlü bir kasabaya.Ve burada bir çikolata dükkanı açıyorlar.Halk tabi kadını ateist olduğu için istemiyor.Çünkü onları günahkar lezzete davet ediyor.
Ahhh izlerken resmen ağzımın suları mı aktı desem,tatlı krizim mi tuttu desem...Valla ne diyeceğimi şaşırdım.Aynı etkiyi Çarli'nin Çikolata Fabrikası filminde yaşamıştım.Birkez daha yaşadım bu akşam.Daha önce bu filmi izlemediğim için kendimi ezik hissettim ama olsun geç oldu fakat güç olmadı :)
Müzikleri için bile tekrar tekrar izlenilesi bir filmdir efenim kendisi tavsiye olunur :)
İyi geceler sevgiler..

6 Nisan 2014 Pazar

Şebnem İşigüzel-Venüs / Şebnem Burcuoğlu-Kocan Kadar Konuş


Venüs nisan ayının ilk kitabı oldu benim için.Ve Şebnem İşigüzel'in 2.romanı.fotoğrafın geri kalanında da nisan ayı okuma planımı görmektesiniz onu da dipnot olarak belirteyim.Neyse gelelim romanımıza.Ben bu romanı annemin isteği ile İzmir tatilimizin son gününde almıştım.Başlamadan önce çok hevesliydim.Ama okurken bir türlü adapte olamadım sevemedim.Yazar aynı anda çok şey anlatmaya çalışmış sanki.Oradan oraya atlıyor.Bir türlü anlayamadım.Okuyup okumamak size kalmış.

ARKA KAPAK

"İçimizde toprağın altında saklanan tohumlar gibi hisler, marifetler mevcuttur. Atalarımızdan bize sirayet eden huylar, hastalıklar, renkler ve türlü türlü şeyler gibi. Bazı şeyler kanla geçer. Bazı şeyler hisle. Kanla geçenlerden ziyade hisle geçenler mühimdir. Zira insan kanıyla canıyla değil hisleriyle vardır. Hisleriniz, hissettikleriniz ayakta tutar sizi."

Üzerine II. Abdülhamit'in gölgesi düşmüş, tedirginlikle dalgalanan İstanbul'da karşılıyor bizi Venüs. Önce doğuyla batının tam ortasında, Boğaz suları üzerindeki bir sandalda gözlerini dünyaya açan kahramanımızla tanışıyoruz. Bize 1908'de başlayan yaşamöyküsünü anlatıyor, anlatmalara oyamıyor. Doğumda ölen anne; oğlu değil de kızı oldu diye üzülen baba; aşkı, cinselliği, kendisini, erkekleri çok seven Şekina Hala. Ha bir de Nergis Kadın var ! Ailenin yedi kuşak hizmetkârı. "Bir ailede bir kişinin gördüğünü yedi göbek ötesi görürmüş," diyen kahramanlarımızın izinde, köle avcılarının kol gezdiği Mısır'dan 1589 yılının büyülü İstanbul'una ve esrarlı saray hayatına duman gibi süzülüyoruz. Tatlı, muzip ama bir o kadar da hüzünlü ve kederli kahramanımızın ağzından, bir ailenin en mahrem sırlarına, eğlencelerine, kederlerine ve hayal kırıklıklarına tanık oluyoruz. Aşk, evlilik, aile hayatı, cinnet halleri, kadınlık, annelik, arzular, insanın ta kendisi... Kahramanların kendi kafalarına göre çalıp oynadıkları, coşku dolu, müzikal bir roman bu. Kulağınızın dibinde gül lokumu kokulu, ılık bir nefes anlattıkça anlatıyor... Şebnem İşigüzel en şeker şurup, en iyimser romanını kaleme alarak okurunu yine şaşırtıyor.




Uzun zamandır bir kitapta böyle kendimden bir şeyler bulduğumu hatırlamıyorum.Çok eğlenceli ve akıcı bir kitaptı.Haa edebi bir eser mi hayır.Ama tam kafam dağılsın eğlenceli bir şeyler okuyayım diyorsanız işte aradığını kan budur efenim.Yazarın ilk kitabı bu.Aslında almaya hiç niyetim yoktu çünkü zaten evde 150ye yakın kitabım var okunacak.Ama o kadar çok söylendi ki artık dayanamadım.Daha dün aldım ama hemen bu akşam bitiverdi.Kitabımızın esas kızı olan Efsun'u siz de çok seveceksiniz.Ve eğer 30 yaşınızda,bekarsanız hah işte bu tam da sizi anlatıyor.Ben henüz 30 değilim daha 3 yılım var ama bu kadar mı olur dedim yani :D
Hoş ben ailesi yada arkadaşları tarafından e hadi artık evlen diye baskı gören biri değilim ama yine de hah bu benim işte dedim :D
Kısacası tavsiye edilir efenim.Herkese sendromsuz bir pazartesi dilerim.İyi geceler :))

 

Mart Ayı Okumalarım Ve Filmler :)













Malum mart ayı 5 hafta ve oldukça uzun.Sanırım en verimli okumalarım ve izlemelerim bu ay olmuş olacak.

1-Oruç Aruoba tutkusu baş gösterdi bende.Nedense onun kitaplarını okurken hem huzur doluyorum hem düşünüyorum.Bu açıdan üçleme olan Yürüme-De ki işte ve Tümceler tavsiye edilir.Hani de yine başka bir serinin devamı.İle,uzak,yakın diye gidiyor.İleyi okumuştum.En kısa zamanda Uzak ve yakını da alacağım.
2-Debbie Macomber-İyi ki Geldin ile bizi tekrar Blossom Sokağına götürüyor.Yani Küçük Mucizeler Dükkanının başladığı yere.Oradaki karakterlerle yine buluşuyorsunuz.Ben kitabı çok sevdim.Ama aynı şeyi Gül Limanı Oteli için söyleyemeyeceğim.İlk defa bir Macomber kitabı bitsin diye sayfaları atlayarak okudum.Neticede ne oldu ne bitti pek anlam veremedim.Devamı olan Gül Limanı Oteli Çiçekler İçindeyi almayacağım.Ve Macomber okumaya biraz ara vereceğim.
3-Ayşe Kulin bir kitap yazar ve ben almaz mıyım? Tabi ki alırım.Bu sefer kendisinin hayal dünyasına yolculuk yapıyorsunuz.Yazar olmaya giden yolda neler yaşadığını okuyorsunuz.İçinde karakterleri hatırlatan sayfalar ve çizimler var.Çok beğendim.Aldığımın ertesi günü biten bir kitap oldu.Kaleminize sağlık Ayşe Hanım.Ne yazsanız okurum dediğim yegane yazarımsınız.Sizi seviyorum.
4-Füruzan ilk defa okuduğum bir yazar oldu.Parasız yatılı içinde çeştli öykülerin bulunduğu bir eser.Severek okudum.Bundan sonraki Füruzan kitabım Sinemalarım olacak.
5-2014 yılı ve mart ayı yeni yazarlar yılı ve ayı oldu benim için.Barış Bıçakçı da onlardan birisi.Sinek Isırıklarının Müellifi biraz ağır ilerlemiş olsa da sevdiğim bir roman oldu.Tüm kitaplarını alıp kütüphaneme ekleyip okuyacağım.
6-Mine Söğüt ve Birhan Keskin...Farklı iki deneyim oldular benim için.Mine Söğüt öykü adına,Birhan Keskin ise şiir adına.Beş Sevim Apartmanı ilginç bir kitaptı.Yol ise içime çok dokunan bir şiir kitabı.İkisi de tavsiye edilir.
7-Ece Temelkuran okumayı kim sevmez ki?Hele ki böyle başucu olacak bir üçlemeyi...Bütün Kadınların Kafası Karışıktır-İç Kitabı ve Kıyı Kitabı sırası ile gidiyor.Kendinizden bir şeyler bulacağınız bu üçlemeyi hemen alıp okuyun hatta arada açıp yine karıştırın :)

Şimdi gelelim filmlere :)))












1-Barış Bıçakçının aynı adlı romanından uyarlama bu filmi çok beğenmiştim.Biraz şaşırarak izleyebiliyorsunuz ama yine de birkaç defa izlenecek bir filmdi.
2-Blue Jasmine ahhhh Cate Blanchatte diyerek yorumlayabileceğim bir filmdi.Çok sevdim.Zaten bu kadın hangi filmde hangi rolde olsa kendisini izletiyor.
3-Tuna Kiremitçi'nin aynı adlı romanından uyarlama film olan Bu işte bir yalnızlık var'ı hiç beğenmedim.Sırf hani başlamışken bitsin bari dediğim bir film oldu.Romanı çok severek okumuştum.Ama buradaki oyunculuğu beğenmedim.
4-Diana tarafsız yapılmış bir film olsaydı daha güzel olabilirdi diye düşünüyorum.Ki okuduğum birçok yorum da benimle aynı görüşü savunuyordu.Başarılı bulmadım.
5-Aslında romanını okumadığım bir filmi okumadan izlemem ama Kitap Hırsızı bunda istisna oldu.Hani romana uyulmuş muydu bilemiyorum ama filmi çok beğendim.Zaten bu nazi dönemlerinde geçen filmleri çok üzülsem de seviyorum.Başarılıydı.
6-Sıcacık Kapadokya manzaraları ile dolu küfürsüz temiz bir film izlemek istiyorsanız Patron Mutlu Son İstiyor tam size göre bir Türk filmi :) Kesinlikle tavsiye ederim.
7-Always adlı güney kore yapımı bir filmden uyarlama Sadece Sen sinemada gidip izlediğim bir filmdi.Filmde olanlar ilk perdede çok yavan geliyor ama ikinci perdede bence asıl film başladı.Olanlara şaşırıyorsunuz ve duygusal bir filmdi gerçekten.Uyarlanan filmi henüz izlemedim.İzlersem sizlerle paylaşacağım.
8-Senin Hikayen son 15-20 dakikasına kadar sizi güldürebilen bir türk filmi.Çok sevdik biz annemle izlerken.Son 15-20 dakikasında ağlamanız mümkün olabilir.Tam adına uygun bir filmdi bence tavsiye ederim.
9-Su Ve Ateş...Allahımmm Özcan Deniz lütfen şu ağalık beylik rollerinden vazgeç zira bana ööğğkk geldi.İzlerken de zaten çok sıkıldım.Kısacası olmamış.
10-Göçebe Stephanie Meyer'in aynı adlı romanından uyarlama bir filmdi.Ben kitabını birkaç yıl önce okuduğumda çok beğenmiştim.Çom akıcı ve sürükleyiciydi.Hatta şimdilerde yazarın devamını yazdığı söyleniyor.Ne kadar doğru bilemiyorum.Filmi de romanı kadar olmasa da güzeldi.Tavsiye ederim.

İşte şimdilik bu kadar :) Umarım okurken sıkılmazsınız.Sevgiler...

Şubat Ayı Okumalarım Ve İzlediğim Filmler :)

Herkese merhaba :)
Biliyorum çok vefasız çıktım.Uzun süre bloguma hiç uğramadım,çok ihmal ettim.Oldukça yoğun bir Şubat ve mart ayı geçirdik okulca.Biliyorsunuz ki sabah 8 akşam 4.30 aralıksız tam gün çalışan br öğretmenim.Ve çocuklarım inanılmaz hareketli.Tam da stajyer kızlarımın sınav dönemi raporlu olduğu günlerdi.20 şubat-23 mart arası.Gerçi bazı günler yalnız olmadım.Ama çoğu günler 23 minikle başbaşa kalmıştım ve bu da benim tüm enerjimi alıp götürdü.Akşamları eve gelip yaptığım tek şey yemek yedikten sonra yatağa uzanım okumak ve izlemek oldu.Dolayısıyla 1 ay boyunca spor ve diyet yalan oldu.Allahtan kilo almamışım.Neyseki kızlarım geri döndü ve ben enerjimi geri kazandım.Şimdi hem spora devam ediyorum hem de daha iyiyim.
Neyse gelelim şubat ayı okumalarına ve filmlerine.Hepsini kısa kısa anlatacağım çünkü fazlalar :)

Önceliği kitaplarıma vereceğim.








1-Ateşböceğinin Şarkısı Kristin Hannah'ın okuduğum 2.kitabı oldu.Ateşböceği Yolunun devamı niteliğindeydi.İlk kitap kadar olmasa da yine de güzeldi.
2-Sokak Kedisi Bob'dan sonra devamı olan Bob'un Dünyasını bir çırpıda bitirdim.İnsan hala hayvanlara bu derece değer veren kişiler olduğunu okudukça mutlu oluyor.Tavsiye edilir.
3-Sesini ve şarkılarını çok beğendiğim Umay Umay'ın kitapları olduğunu duyunca çok merak ettim ve hemen alıp okudum.Tabi bunlar sadece 2 tanesiymiş.Devamı da gelecek inşallah.Vurucu cümleler bolluğu yaşıyorsunuz okurken tavsiye edilir.
4-Kurt Seyt Ve Shura sonrasında yazarımız Nermin Bezmen'in anneannesi olan Murkayı konu alan Kurt Seyt Ve Murka'yı da hemen alıp okudum.Ne yalan söyliyim bu aşkı Shura kadar sevmedim.Zira Murka çok sinir bozucu bir karakterdi.Sinir oldum okurken.
5-İlk defa İran edebiyatından bir yazar tanıdım.Sadık Hidayet.Kör Baykuş da kendisinin öykü kitaplarından birisiydi.Ben okurken çok sevdim.Güzel bir konusu ve üslubu vardı.
6-Orospu Kırmızı için acilen okuyunuz yorumunu yapıp 7ye geçiyorum.
7-Tam 27 günü beraber geçirdik Edgar Allan Poe ile.Birbirinden güzel öyküler vardı bu kitapta.Başucu kitabım oldu diyebilirim.Hani her gece kendinize bir öykü okumak isterseni bu kocaman kitabı alın derim.Yalnız 7 kitap bir arada olduğu için taşıması pek kolay değil haberiniz olsun :)
8-Ahhh Tess ablaaaa...Sen bir Rizzoli&Isles serisi yazarsın da ben almaz mıyım okumaz mıyım?Yine soluk soluğa okudum.Kalbim ağzımda attı resmen.Okumadıysanız elini çabuk tutun :)

Şimdiii filmler :)





1-Bi Küçük Eylül Meselesini gösterime girdiği 2.günü hemen izledim.Filmi çok beğendim.Zaten önyargım olmadan gitmiştim.Beğendiğim oyuncular oynuyordu.Konusu da güzeldi.Müzikleri ayrı güzeldi.Yalnız Farah Zeynep şu liseli kız hallerinden artık sıyrılırsa daha güzel olacak :) Ben dvdsi çıkınca arşivime katacağım.
2-Bir filmde Maryl Streep oynar da o film izlenmez miii??Bayıldım bayıldım filme.Sıcacık bir filmdi.Farklı zamanlarda yaşayan,yemek yapmayı seven 2 kadını anlatan bir filmdi.Yalnız filmi izlemeden önce yemek yiyin yoksa izlerken acayip acıkabilirsiniz benden söylemesi.
3-Tom Hanks ve Emma Thampson bir araya gelmiş ve ortaya güzel bir film çıkmış.Emma Thampson'ı despot rollerde görmeye pek alışık değilim ama bu beni rahatsız etmedi.Ayrıca Tom Hanks'i Walt Disney olarak izlemek ayrı keyifti.
4-Para Avcısı...Bu film oscar alamadı yanlış hatırlamıyorsam.Hayatımda bu derece iğrenç bir film izlemedim.Tamam Leonardo harika rol yapıyor.Hani neyin kafasında bu adam diyorsunuz ama sadece o kadar.Tavsiye etmiyorum.
5-Çağan Irmak'ın izlemediğim 1 yada 2 filmi kaldı sanırım.Tamam mıyızı izleyemediğimde çok üzülmüştüm.Çünkü bir türlü zamanı denk düşüremedim.Yine güzel bir yapım izlemiş oldum nette bulunca.En kısa zamanda dvdsini alığ arşive ekleyeceğim.

Şimdilik şubat hasılatı bunlardı efem.Bir sonraki postta görüşmek üzere :)

13 Şubat 2014 Perşembe

James Bowen-Sokak Kedisi Bob


Bu akşamın ikinci kitap yazısından tekrar merhaba.Hepimiz sanırım Eskişehirde yaşanan kedi vahşetini biliyorsunuzdur.O haber gördüğüm ilk andan beridir hala etkisindeyim ve hala tüylerim diken diken olur.Bir insan hayvan derneğinden bakmak istiyorum diye aldığı bir kediye sırf yatağını pisletti diye böyle bir zülmü nasıl yapar? Pardon insan demişim hemen lafımı geri alıyorum bir yaratık böyle bir zulmü nasıl yapar.Ancak ruh hastası,adi şerefsiz bir yaratık bunu yapar.Üstelik yaptığı onca şey yetmiyormuş gibi ölmedi diye o zavallı meleğin kafasına 20kg damacana ile defalarca vurmuş.Hiç mi vicdanın sızlamadı o melek acı çekerken?Sen nasıl bir yaratıksın ki bunları yapabildin.İnşallah en kısa zamanda sen o meleğin çektiği acıların bin katını çeker ve geberip gidersin bir köşede.Ancak o zaman rahatlarım.
Bizim ülkemizde de insanlara çok değer verilmiyor ki zavallı ağzı dili olmayan hayvanlarımıza masumlarımıza değer verilsin.Onlar hala mal muamelesi görmekte.Eğer sahipliyse bir şeyler yapılabiliyor.O da bir yere kadar.Ama eğer sokakta yaşayan herhangi bir hayvansa o zaman sadece çektiği acı ve öldüğüyle kalıyor bu masumlar :( Ben hayvanlara yapılan bunca işkenceye artık katlanamaz oldum.Hani sevmiyorsan tamam anlaşılır.Ama bu sana onlara zarar vermek,işkence yapmak,öldürmek hakkını vermez,vermemeli.Bizler nasıl yaşama hakkına sahipsek bu onların da hakkı.Buna artık bir dur denilmeli ve gerçekten bir şeyler yapılmalı.Yoksa yarın bir gün bu daha kötü bir hal alacak ve insanlara da aynı şeyleri yapmaya başlayacaklar..
Neyse ben çok konuştum sanırım.Gelelim kitabımıza...
Kitabımı 2013 ekim ayında kurban bayramı tatilinde İzmir'e gittiğimde almıştım.Hatta devamı olan diğer kitabını da almıştım şuan onu okuyorum.Bu kedi vahşetinden sonra okuyabileceğim en anlamlı kitap olacağını düşünerek elime aldım ve bir anda sayfalarında kayboldum diyebilirim.Sokaklarda yaşayan James Bowen aynı zamanda uyuşturucu bağımlısıdır.Bir gün yaralı bir sarman kedi bulur.İlk başlarda sahipli olduğunu düşünür ama sonraki birkaç günde onun da sokaklarda yaşayan bir canlı olduğunu anlar.Birlikte birbirlerinin yaralarını sararlar ve aralarında harika bir dostluk başlar.James'in Bob'a davranışları,onu koruması,her an iyiliğini düşünmesi o kadar güzeldi ki..Keşke herkes onun gibi olabilse dedim.Ve keşke her sokak hayvanı Bob kadar şanslı olabilse...Ben kitabı ve hatta devamı olan Bob'un Dünyası'nı da şiddetle tavsiye ederim.En sadık dostların hayvanlar ve kitaplar olduğunu unutmamanız dileğiyle...
Sevgiler

ARKA KAPAK
Tam 22 dile çevrilen gerçek bir öykü. Bu kitapta okuyacaklarınız hayal ürünü değil.

#1 Times Bestseller

Sokaklarda yaşayan James Bowen yaralı bir sarman bulduğunda hayatının ne denli değişeceğini bilmiyordu. Kıt kanaat geçiniyordu ve son ihtiyacı olan şey bir kediydi. Oysa tanıştıktan sonra ayrılmaz bir ikili oldular ve birbirlerinin yaralarını sardılar. Sokak Kedisi Bob herkesin yüreğine işleyecek, umut dolu ve sıcacık, gerçek bir hikâye…

“Yaralı bir sarmanın sokaklarda yaşayan bir adamın hayatını nasıl değiştirdiğine dair sıcak ve etkileyici bir hikâye…

Yayımlandığı andan itibaren çok satanlar listesine giren bu kitap, hayat dolu bir dostluk hikâyesi olmasının yanı sıra sokaklardaki hayatın ne denli adaletsiz olduğunu da gözler önüne seriyor.” —The Guardian

“Yürekleri ısıtan bir umut mesajı…” —Daily Mail

“James ve Bob’un ilk imza gününde hayranları metrelerce kuyruk oluşturdu. Uslu kedi Bob, sadece iki saatte tam 180 kitap imzaladı.” —Bookseller